
Parçalandım
Ve her bir parçam ayrı yere bıraktım
Birini açık denizlerin en derin yerine attım
Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile
Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım
Hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye
Birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım
Dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım
Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum
Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın
Daha yalnız, daha yorgun
Parçalandım
Ve her bir parçam ayrı yere bıraktım
Birini tandık bir vişne ağacının dibine ektim
Soramadım filizlendi mi, sürgün verdi mi
Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum
istedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş
Birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım
Bilerek, isteyerek, ama asla pişman olmadım
Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum
Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın
Daha yalnız, daha yorgun
...........................................................!
.............!
dönüş..
sanırım tekrar dönüyorum...!
" Bir Saatlik Vakit "
Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu
kapının önünde beklerken bulmuş. Çocuk babasına:
~ Baba! bir saatte ne kadar para kazanıyorsun? diye sormuş.
Zaten eve yorgun gelen baba çocuğunu terslemiş.
~ Bu senin işin değil!
Çocuk ısrar etmiş:
~ Lütfen babacığım! Gerçekten çok merak ediyorum.
Bu kadar ısrarın üzerine baba dayanamamış.
~ Tamam, senin için çok önemliyse söyleyeyim. Bir saatte 1.5
milyon kazanıyorum.
Ardından çocuk sormuş:
~ Peki babacığım! Bana 500 bin lira borç verir misin?
Baba iyice sinirlenmiş.
~ Benim senin saçma oyunlarına veya benzeri şeylerine
ayıracak vaktim yok. Şimdi derhal odana git ve kapını kapa.
Çocuk sessizce odasına gidip kapısını kapatmış.
Adam sinirli sinirli:
~ Bu çocuk ne kadar da tuhaflaştı son günlerde!
diye düşünmüş.
Fakat aradan 1 saat geçtikten sonra biraz sakinleşmiş ve
çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını hatırlamış.
~ Belki gerçekten lazımdı! diye düşünerek çocuğun odasına
gidip sormuş:
~ Uyuyor musun?
~ Hayır!
~ Al bakalım istediğin 500 bin lirayı! Biraz önce sana sert
davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün
geçirdim. diyerek 500 bin lira uzatmış.
Çocuk sevinçle haykırmış:
~ Teşekkür ederim babacığım!
Sonra elini yastığının altına sokup bir sürü buruşuk 50-100 bin
lira çıkarmış. Babasının verdiği parayı da onların arasına katıp
saymaya başlamış. Bunu gören baba tekrar sinirlenmiş:
~ Paran olduğu halde niçin benden yine para istiyorsun?
Benim senin saçma oyunlarına ayıracak vaktim yok!
Çocuk boynunu bükmüş:
~ Ama yeterince yoktu ki babacığım!
Sonra elindeki paraların hepsini babasına uzatmış.
~ Babacığım! Burada tam 1.5 milyon lira var. Şimdi bana bir
saatini ayırır mısın?
!..Gönülden Geçenler..!
Beklenen’e;
Ben beklenen dedim ama beklenen diyebilmem için böyle birinin var olması gerekir. Belki de düşlenen demeliyim. Hani her insanın vardır ya içinde bir yerlerde sakladığı, düşünmekten zevk aldığı ve hayaliyle yaşadığı… İşte benim kastettiğim bu. Sana yazıyorum bu yazıyı içine bütün samimiyetimi katarak. Acaba çıkar mısın bir gün karşıma? Bulur musun beni? Ve hak eder miyiz birbirimizi? Bütün bunlar muamma. Büyük olasılıkla hayal ürünü ama yine de ben yaşarım seni içimde en derinlerde. Şimdi nerdesin? Kiminlesin? Ya da iyi misin? Bunların hiç birini bilmiyorum. Bildiğim tek şey seni beklediğim. İkimizin de neler ve kimler geldi geçti aklının odalarından! –çoğu karanlık ve basık odalardan- Koridorlar dopdolu her an, her gün birileri daha yerlerini alıyor. Her gece yatağıma yattığımda odaların hepsinin kapıları kalbime açılıyor. Ama hiç biri geçemiyor oraya. Sadece senin odan boş ve sadece o odadan geçiş var kalbime. Sabahı gelmeyen karanlık gecelerde beklemek o kadar zor ki!! Karanlığın bile ışığıyla kavuşacağı şu saatlerde sana yazıyorum. Bütün kapılarım açık seni bekliyorum. Ve yine düşünüyorum; “acaba bugün gelecek misin?” diye. Düşüncelerime nokta koymadan gel artık..!
Gece ve Düşünce
Saat tam olarak 04.08. Gecenin bu saatinde kalem elimde başladım yazmaya. Ne hakkında yazacağım konusunda hiçbir düşüncem yok. Sonunun nereye varacağını bilmiyorum. Şuan herkese ve her şeye o kadar uzağım ki. Evdekilerin hepsi farklı âlemlerin içinde. Kim bilir nerelerdeler? Uyanık olan bir ben varım. Kendimle baş başayım. Uzun zamandır hiç bu kadar yakın değildim kendime. Aklımdan geçen binlerce düşünce gecenin sessizliğiyle bütünleşip adeta bana meydan okuyor. Herkesin baskın karakter olarak gördüğü ben ise beş dakika önce bütün acizliğimle secdede kapanmış, ezikliğimin altında gözlerimde başlayıp çenemde son bulan damlalarla güçsüzlüğümü kanıtlar gibiydim. Gece işte, koyu karanlığıyla her şeyi örtbas ettiği gibi beni de sinesine alıp bertaraf etti. Kim bilir kimler hangi dertleriyle baş başalar şimdi? Birçoğu; ölümle burun buruna, birçoğu; sonunun nereye varacağını bilmedikleri yolda kendi şereflerine kadeh kaldırıyor, birçoğu; borcundan dolayı neyi nasıl denkleştireceği düşüncesiyle derdine dert katıyor, birçoğu; küçük ve korunaklı yerinden sonra büyük ve tehlikeli dünyaya gözlerini açıyor, birçoğu; sınav stresi altında ezilmiş uyuyamıyor, diğer birçoğu ise; gözleri kapalı uykunun en doruk noktasına doğru yol alıyor… Görünüşte karanlık ve siyah olan gece insanı kendisiyle buluşturup bütün renkleriyle kendisini keşfetmesini sağlıyor. Zaten bütün keşifler gece açığa çıkmaz mı? Gündüzün beyazlığında sanki sisle kaplanır gibi görünmez olur derin düşünceler. Ne zaman ki gece gelir, yatağa yattığımızda muhasebemizi yaptığımızda başlar bütün pişmanlık ya da serzenişler… Kimi düşünce selinde boğulup kaybolurken, kimi de onlarla beraber yüzmeyi öğrenip hayatın akışında kendisine yön verir. Çoğu zaman boğulmakla burun buruna gelir ama varacağı bir kıyı olduğunu düşündüğü için kendisini toplayıp hedefine doğru yol alır. Her tehlike yeni şeyler katar ona ve yeni bakış açıları kazandırır. Bir sonraki adımını daha dikkatli ve kendinden emin atar. Milyonlarca insan, milyonlarca karakter ve milyonlarca fıtrat aynı gezegen üzerinde yaşayıp, aynı havayı soluklar ama hepsinin dünya görüşü farklıdır. Bazıları at gözlükleriyle bakar dünyaya. Her şeyi sureten görür. Sireten görmek gibi bir kavramları yoktur. Nereye gideceğini bilmeyen bir yaprak gibi savrulup dururlar. Tıpkı benim kalemimden kâğıda savrulan kelimeler gibi. Bir şeylerle başlayıp içinde bir sürü zırvaladığım şeylerle sonlandırdığım yazım gibi başıboş bir şekilde sürüklenirler. Tek fark; ben istediğimde yazımı silip baştan yazabilirim ama onlar zamanı durdurup geri alamazlar. Bu yazıyı okuyup pişman olanlar gibi…


